|
Kendimi sende seviyorum... Kimsesizliğimde bile her şeyim olabiliyorsun. Ne mutlu bana sen varsın! Rüzgâr dağıtınca sevinçlerimi Yine başucumdasın Kavgada değil, aşkta hiç değil... Sende seviyorum kendimi. Yalnızlığımı sensiz aldattım. Ruhun bile duymadı. Ve senin için paraladım kendimi. Konuşmadım kendimle... Yüzümü bile çevirdim aynalardan. Yağmurda toprağa vurdum kendimi. Yandım sarardım buğday tanesi acılarda. Biliyorum affedersin yine... Ruhun bile duymaz. Ama artık konuşmak istiyorum kendimle. Ne güzel pencerenin buğusunda Islak kokardı saçların. Çıplak ayakla basardın merdivenlere. Dolaptaki sütü Çocuklar gibi içişin geliyor aklıma. Kedi yavrusu gibi Dudaklarından dökülüşünü seyrederdim. Ve kendimi ne çok severdim sendeyken... Çekip gittiğine hala inanamıyorum. Yoruldum, fotoğrafları karıştırmaktan. Hiçbir vapura binmedim. Seni benden beni benden kopardığı için. Kim saracak şimdi yaralarımı? Söylesene bana kim? En zor olanını yaptın çekip gittin. Kolay olanı bana bıraktın sensiz yaşamayı. Oysa kendimi ne çok severdim sendeyken...
|
|
Kızıl saçlarına eylem adı konsa da, Yine düşlerimde bin mum yakar beklerim. Davamın gizinde sevemem seni. Etnik bir dokunuşun var içimi ısıtan. Vurulan uçurtmalar kadar sahipsiz gözlerin. Sürüklediğin yüreğimde yok ki sevgi izin. Süslü caddelerde maganda mezesi kimsesizliğin. Geceleri beyaz giyer yine de fark edilmezdin. Ama vurulmuşluğum vardı sana. Copların gölgesinden kaçarken, Elinde şemsiye güneşten kaçıyordun. Tesadüfe bak ikimizde kaçıyorduk farklı yönlere. Ve o gün anlamıştım ki Farklı olan duygularımızın sonu olmalıydı. Artık afişlerimi asarken Geçtiğin yerlerden geçmeyecektim. Dudaklarından kırmızı ruj damlayacaktı yine… Tırnaklarımdan akan kan gibi, Ben büyümeye mahkûmum asice. Sen süslü caddelerde Maganda mezesi kimsesizliğinle uysal…
|
|
Gözler aşk mevsiminden uzak, Ilık bir sabah düşledim. Yorgun, bitik. Anılar dalga dalga… Sevmeyi özledim sensiz. Dünya büyük, Aşk büyük, Yürekler küçük… Sığdır sığdırabilirsen aşkı. Dudaklar sevgi cambazıyken.
|
|
Ay bulutsuz, Gözlerimde tedirgin geceler. Yıldızlar şakağıma dayamış uzaklığını. Yurtsuz kuşlar sürüsü gibi... Sokak başındaki çocuklar, Ilık aşk mevsimi sinmiş her yere. Ayrılık çiçekleri satılıyor sepet sepet. Vazolar bomboş ve kırık.
|
|
Ya yağmur yağmazsa! Hangi hüzünlü hâl yüreğimi ıslatır? Hangi toprak kokusu yırtar çiçeklerimi? Her bahar kucak dolusu yaprak açar ağaçlar. Irmaklar masum akar dağların göz bebeklerinden. Sokaklar suskun, karanlık. Tel tel yıldız dökülür gecenin dilinden. Şemsiye açarız hüzün yağmurlarına. Mutluluk kırıntılarını atarız kuşlara. Umutsuz, karşılıksız aşklarımızı büyütürüz. Sonra birer birer çekiliriz dünyalarımıza…
|
|
Yaşadığımın farkında mısınız? Tükürülen bir çöp bidonunun İçinde umutlarım. Bazı geceler çocuk olurum. Büyürüm, bazı geceler kendi dünyamda. Bir cıgara Bir ekmek parası diye yalvarır dudaklarım. Kirli suratıma bir hayat, bir de aynalar gülmez. Çocuklarınızın ellerinden tuttuğunuz gibi… Tutar mısınız ellerimden tiksinmeden? Bıçak gibi kesen soğukları bilir misiniz? Köşe başındaki fırının sıcak ekmek kokusunu; Anne kaç ekmek demenin özlemini bilir misiniz? Kimliğim yok abi sokak çocuğuyum ben! Babasızlığın ne demek olduğunu bilirmisiniz? Hey be sokaklarda kulağınızı çekecek Bir sürü baba var ya! Yıldız manzaralı bir sürü ev barındırır beni. O yüzden hiç sevmem kışı… Hayat kartopunu sıkıp Suratıma kimsesizliği atmış, Yaşadığımın farkında mısınız? Bir yüreğim var sizinki kadar sıcak. Güneşte çiçek sulamayı, Sınıfın içinde tahtaya yazılar yazmayı, Resimler ve renk renk gökkuşağı çizmeyi isterdim… Sesimi duyan var mı bir gözyaşına razıyım ben.
|
|
Gözlerin çocuk oluyor geceleri tren garında. Gülümseyişin geliyor aklıma bazen, Simit satıyordu umutlarım o zamanlar… Sen ağlarken, Uzun uzun sirenler çalıyordu beynimde. Oysa bir kuş bile ıslanmazdı gözyaşlarında… Dudakların rüzgâr yorgunu, Yüreğim gözlerimin yetimiydi sensiz. Keşke treni kaçırsa kalmış aklımın bir köşesinde. Sende kaybolan beni arasa gözlerin. Üşüseydin tek başına, İki damla gözyaşına alevlenirdi yüreğim ısıtırdı seni. Ucuz bir resim gibi artık hayat. Birbirini kovalayan vagonları aşk sandık. Aşkı kovaladığını sanırsın. Oysa aşk; hep arkandadır. Ve yine gözlerin çocuk oluyordu; geceleri tren garında…
|
|
Dünyaya geldin şevval bebek Ne güzeldi yüzün ay parçası sanki Boğdun hepimizi sevince Belki acıyla doğdun Yaraların fırsat vermedi gülmene Melekler başucundaydı hepimiz biliyorduk Hepimiz seviyorduk seni şevval bebek Ne güzel alışmıştık sana Kahrını annen baban çeker Dayın sadece sevmesini bilirdi Ömrüne ömür verebilseydik keşke Ama olmadı gitmen gerekiyordu Yaralarını alıp gittin aramızdan Oysa ne çok yer etmiştin hayatımızda Biliyorum hiçbir gözyaşı seni geri getirmeyecek Yağmurlu bir Ankara sabahıydı İlk defa ağlayarak yazıyorum Belki bir daha hiç ağlamayacağım Bak Kazancı bedih söylüyor Tükendi nahtı ömrüm diyor Sen gittin ama bizden de bir parça götürdün Cennetine gittin artık rahat uyu orda Hep içimizde olacaksın şevval bebek hep içimizde
|
|
Yalanım yok, yine bir gece yarısıydı. Ağaçların ay ışığında boyun büktüğü, Karanlığın insanlardan kaçtığı bir gündü. Ansızın kapı çalındı, Özgürlük kadar ufak olan kapı deliğinden baktım. Köpekleriyle geldiler üstüme… Coplarından, işkencelerinden değil; Kararan vicdanlarından Yok, olan insanlıklarından korktum. Bütün umutlarımı susmayan yüreğimle Paslı zincirlere bağladılar. Haykırdım bütün gücümle Zindanların güneş görmeyen pencerelerine! Diller sessiz duvarlardan merhametsiz, Ben anılardan yorgun koynumda özgürlük…
|
|
Gülmeye engel, sürgün acılarım var. Kaçış istikametimde hiçbir durak yok aslında… Gazete başlıklarında olay yaratacak bir ilişkim olmadı. Eski ortamlara özlem vardı. Alafranga müzik eşliğinde Yenilen pilav üstü kuru fasulye. Soğandan yoksun bir masada yeniliyordu. Komşu kızı gündüz ortası kaçmış da, Kimsenin ruhu bile duymamış. İşte böyle kör ve sağır bir mahallede ömür tüketiyorum… Derin mevzulara dalmış köşe yazarları. Her gece ise üzeri gazete ile kapatılmış cesetler, Takvim yaprakları el değmeden düşüyordu tarihe inat. Yaşamın içinden sıyrılıp Dünyanın keşfine çıkardım ay ışığında… Yokluk içinde varlık hayallerinin özlemi sarıyordu. Dostluğun faiz oranı sıfır, Yardan ayrı, elde yine sıfır… Hayat ise sudan ucuz. Bir gram sevgiyi içinde barındırmayanlarla… Aynı havayı teneffüs etmek, Hiç zil çalmayacakmış gibi geliyordu bana. Doğrular yakıldı, asla yok olmadı. İçimde ise hiçbir zaman doğrulmadı yanlışlar… Bir kalp krizi anında düşündüm ölümü. İyileşince de unuttum ölümü. Sokak lambasından daha fazla kaldım sokakta. Kimsenin oturmadığı boş evlerde Gözyaşlarımla oturuyordum. Harabe ve yıkıntılar arasında kalan, Kavgamın enkazı kaldırılıyordu bıçakların üstünden… Hak etmediğim ihanetlere çarpıldım yalan ağızlarda. Ve yavruağzı odalarda renkli umutlarım vardı. Yaşamak için verilen nefese Sevgi aranıyordu saf ve temiz. Öldüren kurşun muydu? Yoksa kurşun beyinler mi? Dostluğun faiz oranı sıfır. Yardan ayrı elde yine sıfır Hayat ise sudan ucuz…
|
|
Gece çocukların çığlıklarıyla uyanmak, Aç karnına kurşun yemek, Kimse istemezdi böyle yaşamayı… Çiçekleri ezip geçen postallar, Namlunun ucunda bir hayat hayat mıdır? Yıkılmış evlerde taze cesetler, Gözyaşlarında barut kokusu ve ter… Gökten yağan yağmurlar kirli, Toz toprak içinde kan kırmızı ağıtlar, Öfkeyle inen eller hep kendi bedenlerine. Giderim yollarım ırak… Kimse özgür değildi kurşunlar kadar. Hiçbir kuş uçamıyordu yavrusuz. Ve güneşsiz açmıyordu hiçbir çocuk gözlerini. Tarihin bile utandığı bir dünya sanki… Aşağılık bir film gibiydi. Gözlerimizle gördüğümüz, Tok karnımıza seyredip prim verdiğimiz, Aşağılık bir film gibiydi yaşananlar. Giderim yollarım ırak, giderim yollarım insan…
|
|
Nabzı tutulur muydu ansızın gidenlerin? Nesil farklılıklarını kim, kaça bölmüştü. Peki, kim daha çok ağlayacaktı perde arkasında. Bütün bunların cevabı zamandı… Bir fincan kahvenin Kırk yıl hatırı vardı borç defterinde. Dedikodudan uzak kaç mahallenin ışığı yanıyordu. Elde kelepçe; Avuçta; mutluluklar yazılıydı. Gardiyanın not defterinde, Evraklarım eksikti sevmeye, Şahidim yoktu, tutuksuz yargılandım. Alışagelmiş karanlıklar hâkimdi geceye… Benim göz hapsinde dozunu kaçırmış Kavgalarım vardı. Ağlayabileceğimi hiç düşünmemiştim Yılları kovalarken, Yoksulluk ağına takılmış Onurlu yaşamlar vardı varoşlarda. Törpülenmiş ne çok aşklar vardı yalancı dillerde. Ölmemiş bir sürü ihanet kavruluyordu. Yenilen hakların ateşiyle yanan menfaat kazanlarında. Elde kelepçe; Avuçta; mutluluklar yazılıydı. Gardiyanın not defterinde…
|
|
Kapılar açılır, uykular bölünür. Ve yabancılık çekerdim yalnızlıktan. Ekmeğin tadı vardı işçi yorgunluğunda. Taze toprak kokardı yağmur sonrası. Elde resmin, avuçta gözyaşım vardı. Ülkemin içinde sen vardın adresini bulamadığım… Pimi çekilmiş bomba gibi. Her tarafa dağılmıştı ayrılığın, Sarmaşık gibi sarardım acıları yüreğime. Çaresizlik çökerdi kimi zaman gözlerime. Yırtılırdı dağların kaşları öfkeden. Sahipsiz kuşlar besliyordu bomboş sokakları. Kollarımda karıncalar birikti yağmurdan kaçıp… Sessizlik çöker, barınacak yer arardım çoğu zaman. Ülkemin içinde sen vardın adresini bulamadığım…
|
|
Çarpık kentleşmenin manzarasında, Çamurlu bir mahallede oturuyordu. Sekiz kardeşinin en büyüğü idi, En çok çalışanıydı… Hafta sonları hayallere dalardı Kapının önündeki küçük bahçede. Öylece etrafı seyreder, kim bilir neler düşlüyordu… Gecekondu dedikodusundan uzak kalırdı hep. En çok da o huyunu sevmiştim. Sevmeye sevmiştim; ama bir türlü de açılamamıştım. Ne de nankördü hayat… Babası hastanede temizlikçiydi. Şimdi amansız bir hastalığın pençesinde Ölümü bekliyor. Helal olsun! Delikanlı kızdı. Bütün acılara göğüs geriyordu tek başına. Bir gün iş çıkışı ona açılmaya karar verdim. Yanından geçerken yüzüme bile bakmadan, Nemli gözlerle çekip gitti. Kardeşi bir kavgada bıçaklanmıştı. Sonradan öğrendim, ne talihsiz kızmış be! Bir sabah ezanıydı, Yağmur çiseliyordu ufaktan, Aydınlanmamıştı daha sokaklar, Dışarı çıktığımda evlerini bomboş gördüm. Taşınmıştılar gece herkesten habersiz... Oysa asıl taşınan bendim kendi yüreğinden... Sahipsiz bir kedi yavrusu gibi her yerde aradım onu. Ne onu buldum; ne de kendimi... Gözümün gördüğü sadece sigara izmaritleriydi. Can düşmanım olmuştu İstanbul’un bütün sokakları... Yalnızlığımı üstüme örtüp yatardım. Dokuz yıl geçmişti aradan, Ben hala onu kaybettiğim yerde bekliyorum... Gözlerim görmüyor hayat kör artık!
|
|
Kar düşmüş Dersime. Munzur bembeyaz bir gelin Yaylalarda özgür açan çiçekler, Bense her bahar aşkımı boyardım dağlarında... Hüzünler, ağıtlar tüterdi bacalarında. Düzgün baba diyarı, Güneş umutsuz doğmaz Dersimde...
|
|
Bir kozalak düştü Hastanedeki parkta duran yalnızlığımın üstüne. İrkildim bir anda. Aklım başıma geldi Çaresiz dolanmaktan yorgun bir şekilde... Ellerim ve gözlerim tanıdık yüzler arıyor ansızın. Sevginin uzaklığı, köşedeki sedye kadar soğuk ve garip... Sağlık olsun yine... Çaysız simit boğazıma kalmadı ya... Kaç gündür yatarım bu parkta isimsiz |